19 Ekim 2015 Pazartesi

KOY ONU CEBİNE, GENÇ ADAMSIN

Bugün yarı yola çıkıyorum ve yarın yolun sonundan yarı yola döneceğim.
Ortada göreceğim bilinmezliği tükenmez kalemim tükenene kadar nakşedeceğim.
Gittiğim yerin uzaklığı benden uzak , ağırlığı iki üç kuruş , cebimde var bir kuş , takas edeceğim , omuzlarıma yükleyebileceğim ağırlık kadarıyla benliğimi.
                       Avuçlarımdan kayıp gitti gülen bakışlarım , suya düştü... ıslandı. Tavan arasında kurutmaya bıraktım , kurutulmuş gülen bakışlarımla yudumlayacaktım bir kadeh hiçliği, günü ve zamanı gelince .Gün? Zaman? size tarif edebileceğim döngü. Lakin az farkla ,bendeki yiten koşuşturmayı anlatmak için süzülen anları...

Balkonumda otururken yoldan geçen  çocukları tembihledim , iki kuruş tutuşturdum ellerine ,  gidin bana sonsuz umut alıp gelin dedim , üstüyle de kendinize çocukluk alırsınız dedim , gittiler... 
            Uzun bir zaman geçti gelmediler....
Endişelendim....
      Başlarına birşey mi geldi acaba?...
Çok uzun bir zaman geçti yine gelmediler....
          Korktum....
Düştüm yollara peşlerinden, gidebilecekleri umutculara sora sora ...
                      Yolu yarıladım ....
Karşımda kendimle karşılaştım yolun sonundan gelen. 
Sordum gönderdiğim çocukları gördün mü diye.
                Güldü ....Umut bulamadım geri dönüyordum bende, dedi bana ben.
Sohbete dalmışız neden iki kuruşluk umut bulamadığını anlattı ,zaten biliyordum.
-Peki verdiğim farkındalıkları ne yaptın diye sordum...
-Yolun kenarına oturup avuç açmış Allah rızası için OY İsteyenlere verdim dedi...
-Keşke dedim yolun sonundaki çocukluk dükkanından çocukluk alsaydın kendimize dedim...
-Yolun sonundaki çocukluk dükkanı yıllar önce kapanmış dedi, yerine Avm yapmışlar dedi.
-Peki dedim okulumuz ne olmuş? Hani ipekten göğe çekilen bayrağın altında Kardeşce nereli olduğunu bilmediğimiz arkadaşlarımızla bahçesinde top koşturup aynı zille , aynı sıralarda beslenme çantamızı açıp yemeğimizi paylaştığımız kız arkadaşlarımızın erkek arkadaşlarımızın olduğu okulumuz ? 
-İmam Hatip olmuş sadece erkek çocuklar vardı onlar anlattı dedi. 
-Peki dedim Babamı gördün mü? hâlen aynı işte mi çalışıyor dedim... 
-Teğet geçerken yanlışlıkla çarpmış işsizlik dedi.
-Kardeşim ne yapıyor dedim...
-Özgürlüğümüz Barışımız Kardeşliğimiz için başka kardeşlerle toplanırken bomba patlatmışlar öldü , terörist-miş zaten dedi.
-Amcam?
-Kömür Karası vicdanların ocağında , yerin çok derinlerinde eşi-çocukları için kara ekmek zehirledi , ciğerleri yanmış..... vicdansızlıktan. dedi... 
-  peki dedim sevdiğim çocukluk aşkımı gördün mü dedim
- gördüm dedi , istemediği biriyle evlendirmişler , yüzü gözü şiş yara bere içindeydi , ne bu halin diye sordum , sağ yanım cahillik sol yanım bencillik izleri demiş.
-Hani mahellemizde bir abi vardı , hep elinde kitaplar vardı bize de okurdu, onu gördün mü ?
-bir kitap yazmış , ama basılmadan yasaklanmış boş bir kitap için ceza vermişler ...
-Peki Hani okulumuza gelen bi Subay vardı bize Atütürk'e neler borçlu olduğumuzu anlatıp vatan sevgisinin nasıl korunması gerektiğinin dersini verirdi yüzü gülümseyerek, onu gördün mü ?  
- Vatanı bölecekmiş az daha , bölmesin diye içeri atmışlar dedi.
- Peki dedim arnavut kaldırımlarındaki , hani altında kitap okunulan gece lambaları duruyormu dedim
- yok artık herkes evinde dedi , zaten sokaktaki elektiriğin parasını da evin içindekiler ödüyor onun için çıkmaya gerek yok . dedi.

Anlattı anlattı anlattı.....
elindeki iki kuruşluk umudu çıkarttı ,bu kadar bulabildim dedi ve  uzattı bana.

----Koy cebine onu dedim, genç adamsın..---- 


 




  

13 Temmuz 2015 Pazartesi

RÜYAMDA BU DÜNYADA GÖRDÜM KENDİMİ

Bir ağacın gölgesinde uzanıp düşlerimin doğuşunu izlemeye gitmiştim o güzel yere , tam doğarken uyuya kaldım , batışına yetişti benliğim . Rüyamda bu dünyada gördüm kendimi.

Rahimle Kabir arası bir yerdeydim , ağlayışlarımla ciğerlerime soluduğum ilk dünyevi madde , uzaklardan şuraya getirecekti  ruhumu. Bu bir oyun değildi çünkü ‘’O’’ oyun oynamazdı! 
Tanımıyordum kimseleri ne annemi ne babamı ama elim uzanıyordu , boşluğu mu tuttuğumu zannedersin ey adem oğlu? Daha bir kelime bile etmezken , daha Türkçe ,İngilizce , Arapça … … bir harf bile duymamışken , derdimi anlatabildiğim bana karanlığın içinde el vereni , kim sandın sen Adem oğlu?
Büyüdüm ; ben gelirken dünyaya emanet verdikleriyle büyüdüm , ve paylaşmalıydım aynı ağacın gölgesinde oynayıp bu dünyaya düştüklerimle .Sevgiyi kutsal kılandır , bana emanet veren.
Bu dünyada işime yarasın diye beş tane insanî  şerbet dökmüş ruhuma , işit , gör, dokun , kokla , tadını hisset. Peki ben büyürken ailemi , yârimi , çocuğumun sevgisini hangi şerbet musluğundan içecektim?
Sen Adem oğlu anneni-babanı-yarini-çocuğunu hangi şerbet musluğundan içip kana kana gözlerini doldurdun? Kendinle sohbetlere dalarken kendinle mi konuştuğunu zannettin hep Adem Oğlu? Korkup gözlerin karardığında bu dünyadan göçer gibi hissettiğinde yüzünü kime çevirdin sen hep Adem oğlu?
Şerbeti zehir edip kana kana içerken sana gönderilen mukaddeslerin anlamını kanun mu sandın sen Adem oğlu? ‘’O’’ senin için şerbetin tarifini tekrar sundu , sen o ağacın gölgesinden uzaklaşıp dünyaya düştüğünde sana verilen emaneti kaybettiğin için tarif yolladı sana!
Üşengeçliğindendir ey Adem oğlu ‘’O’’da bilir , lakin unutursan sana verilen Sevgi emanetini ozaman illaki bi aç gözlerinden ruhun görsün , imanın şevkat olsun be Adem oğlu , vicdan olsun avuçlarında.Sesini duymaz sanırsan kendinle konuş , Bugün ‘’O’’nun için ne yaptın diye düşünme , bugün sevgisine ihanet edip ,emanetine hıyanet ettim mi diye düşün . ‘’O’’ o kadar büyük ki ne benim ne senin yapacağın şeylere ihtiyacı olmayandır. Sen sana verileni paylaş.
İnanmıyorsan hisselerine dön , deki yârine  ben seni çok seviyorum , ailene git iyiki varsınız  bana sevginizi hissettirdiğiniz için de. Çok rahatlıkla söyleyebilirsin değil mi ? Ama ben inanmıyorum! Hangi şerbet musluğundan içip de hissettin bunları . işittiğin için mi – gördüğün için mi  – dokunabildiğin için mi - kokusunu aldığın için mi -  elini öptüğünde tuz tadını aldığın için mi ,  hissettin tüm bu aşkı?
Hep derler ya kalben hissettiğin diye , öyle bir ruh var ki benliğinde insanî tüm haykırışlarını dile vursan göremez-duyamaz-işitemez- koklayamaz-dokunamazsın! ‘’O’’ sana öz vermiş ve içinde farkında olmadığın sevgiyi ekmiş. sen ‘O’’nun dünyaya ektiği ekinsin , çiçeklenip tozlarını diğer çiçeklere taşıyasın diye ekti seni.

Büyüdüm ve çok dillendim kendi benliğime , değişken bir mabedim vardı , içinde  dünyevi cehaletin azalıp , dara düştüğünde küfre dost olan. Aşk’a dirayeti yitirip , mabedimden kovduğumda kendimi boşluğun tavan arasındaki hiçlikle terbiye edildim.!!! Boşluğa doğru bakışlarımın ucunda sadece boşluk vardı , görmekten çekindiğim. Sonra cebimde bir ağırlık hissettim , çıkarttığımda bir tohum avuçlarımda. Boşluğuma ektim , ilk doğduğum andaki sakladığım gözyaşlarımı can suyu eyledim. Sabrettim! Bu dünyaya düşmeden önceki ağacı yeşerttim bu dünyada , keyiflendim.
Mabedime döndüm,  ceplerimde ağacın meyveleriyle döndüm . etrafıma serdim , gelin dedim . Var olduğu kadar cennet meyvelerimden yiyin , sevgimi şerbet eyleyin.


Şükrediyorum verdiği şerbetlere , dua ediyorum olmayanlara uzatsın meyvelerini diye . Eksik hissettiğim ekinlerimi eksin diye dua ediyorum , bilen sadece ‘’O’’dur diye .  




Hissetmeye çalışın cebinizdeki tohumu ve boşluğunuza ekin , sevgiyle ninniler söyleyin. Sabredin , ağaç yeşerdiğinde kendi kendinize dualar edip , meyvelerini özenle toplayıp , şükredin . Olmayanlara da verin! 

8 Temmuz 2015 Çarşamba

GÖĞÜN DİBİNDEN YERİN YERSİZLİĞİNDEN KENDİME MEKTUP

Dün ayaklarım olmadan yürüdüğüm yollarım vardı , ellerim - kollarım olmadan kulaçladığım hayatta. Yolların hiç bu kadar ayaklarımın altından geçtiğini hissetmemişim , düştüğüm denizleri hiç bu kadar avuçlamamıştım . yürüdüğümü zannederken kendi kendime içimden şarkılar söylerken rüzgarın busesi hiç bu kadar değmemişti yanaklarıma. 'göğün diplerinde yerin yersizliğinde , Tanrının attığı oltaya takılan balıktım' şuursuzca mutlu olan. kelimelerle oynaşmalarım vardı taki cümlerlerimin, tüme varım yasasına kem gözle bakmaya başlayana dek... Saçaklarımdan düşen dillenmiş , kaybolmuş masumiyet adına tükürürdüm hayata. Ayaklarım olmadan yürüdüğüm yollarda , ellerim - kollarım olmadan kulaçladığım rüyada.

Birgün uyandığımda ayaklarım vardı , ilk önce yavaşça gerinip gerçekliğine odaklandım, hayatın ince beli garip cilvesiyle dans ettirecek , sırtımdan parmak uçlarıyla dokunulduğunda arkama bakmadan koşturabilecek ayaklarım vardı artık  , bilmemek insanı mutlu eder ya , ayaklarım olmadan mutlu olduğumu sanarmışım onca pamuk ipliğindeki zamanda. öyle hızlı koşmaya başladım , öylesine heyecanlıydım ki , hiç bir düş kapanının içinde bu kadar şekerleme olamazdı. Beni o kadar mutlu ediyordu ki ayaklarım bazen bacak bacak üstüne atıp şov yapıyordum aklım sıra , beni taşıyabilen ayaklarım vardı , hiç kimse bu yükü kaldıramazdı!!!

Birgün uyandığımda ellerim - kollarım vardı , ilk önce yavaşça gözlerinin içine bakıp gerçekliğine odaklandım, hayatı sarıp sarmalayabileceğimi hiç düşünmediğim pamuk tenlerim vardı. mavilikler içine yüzümü değdirirdim mutlu ederdi beni  , nereden bilebilirdim ki iki damla gözyaşı kadar damlayı avuçlarımın arasından yanaklarıma değdirip hüzünlü mutluluklar edineceğimi. anladım ki hayata uzanacak eller lazımmış , kıymetini anlayacağım dokunabildiklerime uzanacağım. korktuğumda yüzümü kapatabileceğim , sevdiğimde sarılabileceğim , ağladığımda gözyaşımı silebileceğim ellerim vardı artık benim



İki bisküvi arasında fantastik masallar diyarındaydım ,  elim ayağım yokken eksikmişim de bilmezmişim hayata öpücükler sunarken , ayaklarımdır beni ayakta tutan güzel yarim . Ellerim kollarımdır,  hayatı bana uzatıp tutunmaya çalışan oğlum. Varlığınız koştuğum yollarımdır, kulaçladığım denizlerimdir. Aldığım her nefesi eksiksiz eylediniz , eksik bir adamdan dolu bir adam ettiniz. eksikliğinizden korkarım bunu da iyi bilesiniz.






7 Temmuz 2015 Salı

BEBEK VE MÜZİK

Daha bebekmişim birkaç aylık , uyumam için belki işe yarar diye koyulan radyo ile uyur , ''hehh uyudu hadi alalım radyoyu'' diyerek alındığında radyo , uyanıp avazım çıktığı kadar ağlarmışım , taki radyo yanıbaşıma gelene kadar...çocuk yaşlardaydım , bir gün bi klavye oldu evde haftada bir hoca eve gelip piano - klavye dersi vermeye başladı , o zamanlar da çok sıkılıyordum ödev veriyordu bana devamlı :) ben oyun oynamak derdindeydim tabi bide piano- klavye ile ilgili pek bi hevesim yoktu , öğrenene kadar!! Öğrendikten sonra orta okulda müzik öğretmenim ozan bundan sonraki törenlerde senin çalmanı istiyorum dediği zaman çok mutlu olmuştum , özellikle ilk cuma günü töreninde , klavyenin başına geçmiş ben çalıyordum İstiklal Marşını ve bütün okul bana eşlik ediyordu sanki.

Daha da öğrenmek istedim haliyle ama yaşım 13-14 ve bulutsuzluk özleminin radyodan dinlediğim ilk günü hatırlıyorum , nasıl bir his uyandırdığını beni nasıl tatmin ettiğini asla anlatamam , sadece başka bi boyuttaydım ve bu dünyada değildim , ertesi gün gitar çalma isteğiyle gitar aldırdım ve doğru derslere gitmeye başladım , sonrasında opera şan eğitimi , ney eğitimi , perküsyon eğitimi sıra geldi... 17 yaşındaydım ve ilk sahnemi yapıyordum , insanlar alkışladıkça daha çok kendime güvenim artıyordu!
Kendime güvenim artıyordu!
Bir çocuğun kendine güveni artması ,öz güveni yerinde birey olarak ileri yaşlara geçmesi gerçekten çok önemli , kendini bilen emin adımlarla yürüyebilen , psikolojik anlamda dirençli bir birey. Sakin , huzurlu ve mutlu olması adına müzik kişisel gelişimin en önemli unsuru. Okul Hayatım boyunca hep dikkat çeken , çevresinde birçok kişi olan ve benimle arkadaşlık etmek isteyen birçok çocuk vardı etrafımda . başka bi nedenden olsaydı bu popülerlik , şımarıklığı getirecekti . Kendini bilmez , insanları küçük gören , belki ileri yaşlarda da antipatik biri olabilirdim ama müzikte böyle bişey yok! bunun farkındaydım ve farkında olmam için eğitim aldığım hocaların bana bu konudaki müziğin gerçek anlamda ne olduğunu ifade eden öğretileri de vardı ,  yani sadece müzik eğitimi vermemişlerdi , şanslıydım. Gençliğe geçiş zamanlarımda daha da müzikle haşır-neşir olmuştum , birçok iyi ve kötü olarak düşündüğüm insanlarla tanıştım müzik yaparken ... çok iyi niyetli  birlikte çalıştığım insanların yanında uyuşturucu veya alkol bağımlısı olan insanlarda oldu, peki nasıl ayırım yapabildim ? yine müzikle!!! Müzik sadece notaların biraraya gelmesi veya bir müzik aletinin çıkardığı hoş sesler değildi benim için,  bir yaşam olmuştu ve bunun bi felsefesi vardı! tabiki ne tarz müzik dinlediğine ve bilimsel olarak çocukken ne dinlemen gerektiğini ve ne tarz müziklerle kişilik gelişiminin paralel gittiğini bilmekte bu konuda çok ciddi ve hassas bir durum.

Müzik benim hayatımın en can alıcı yerlerinde oldu... okul hayatımda kendime güvenim artıp , ön planda olabilecek biri oldum , askerlik hayatımda da çok işe yaradı , bir askeri tatil kampında müzisyenlik yaptım , sabah kalk saati , akşam yat saati , nöbet vs. yoktu , kamuflaj giymedim , parmak arası terliklerle sırtımda deniz havlusu gündüzleri deniz akşamları müzik yaptım : ) , evet her müzisyen bu kadar şanslı olmayabilir benimki biraz istisna ama her müzikle uğraşan askerliğinde rahat ettiğini iyi bilirim. İş hayatımda müzikten alakasız bir iş yapan biri olarak yinede müziğin verdiği nimetlerden çok yararlandım , çünkü müzik aynı zamanda matematiksel zekayı da geliştiriyor , farklı yerlerden bakmanızı sağlıyor , insan ilişkilerinizde karşınızdaki insan gibi olup düşünebilmeyi imkan sunuyor , ''bir kere benim yerimde ol da düşün'' dedirtmiyor çoğu zaman ... çok garip değil mi? Ama gerçek bu!
Sonra Yeliz'le (eşim) tanışmamız ; bir internet sitesinde benim bestelerin reklamını yaparken Yeliz'le tanıştık , müzik yapmasaydım belki de Yeliz'i hiç tanımıyor olacaktım : )
ve oğlumuz Deniz Gece , henüz anne karnındayken vivaldi dinlettik hep , günde 15 dak. kadar . zihinsel gelişimini etkilediği daha huzurlu olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış bir güzellik aslında. sonra yine anne karnında ben gitar çalardım Gece'ye , yavaş yavaş sesimi duyurmaya çalışırdım , belkide o beni öyle tanımaya başladı. Ve doğduktan sonra.... ilk banyo yaptırdığımızda banyoda vivaldi açtık:) ve su değdikçe bedenine sanki anne karnındaymış gibi parmağını azına sokup cenin vaziyeti aldığını neredeyse uyuyacağını ve rahatladığını yaşadık , Gece hiç sudan korkmadı , denize girerken hiç ağlamadı , sakin ve mutlu oluyor artık...
uykuya dalmadan önce gitarımı alıp ninni kıvamında şarkılar söylerdim yaklaşık 7 aylık olana kadar , ilk önce elini uzatım gitara dokunmak isterdi , sonra yavaş ve huzurlu bi halde uykuya dalardı , güzel de uyurdu... sıralamaya başlayınca , yarı emekleme yarı sıralamayla uyanır uyanmaz benim odama gider , onun için yerde bıraktığım gitarın yanına oturup tellere vururdu , sonra bana bakardı :) birkaç yıl geçtikten sonra müzik Gece'nin Hayatında ne kadar önem taşır bilemem ve zorlayamam tabiki ama ne yapmak isterse istesin müzikle ilgili bile olmasa da müziğin ne olduğunu niçin gerektiğini bilmesi için elimden geleni yapmaya anlatmaya çalışacağım...

Bunları okuyan ebeveynlerden, çocuğu olmasını bekleyenlerden hatta ve hatta sadece kendilerinden  umut ediyorum ki bebeklerine,  çocuklarına , kendilerine , müziğin gerçek anlamda ne olduğunu öğrensiler , öğretsinler , illa bişey çalmanıza vs. gerek yok ... çok mu sinirlisiniz açın klasik müziği sadece müziği dinleyin sevmeseniz bile kendinizi melodiler nasılmış diye meraktan dinleyin , 15 dak. kafi : ) canınız çok mu eğlenmek istiyor , bunu söylememe gerek yok insanlar müziği sadece eğlence aracı olarak bildiklerinden : )

Kalbinizin atışının da bir ritm olduğunu , çıkan sesin de bir notası olduğunu unutmayın .. heyecanlandığınızda içinizde hissettiğiniz kalp atışlarına müzik verin birkaç doz , çok iyi anlaşacaklar emin olun buna ...





5 Temmuz 2015 Pazar

MABEDİME GELİN!

Bu harflerle sevişen kelimeleri süzerken gözleriniz hafifçe ayaklarınızı sonsuzluğa uzatın ve başınızın ağırlığını avuçlarınıza teslim edin , mabedime gelin....

gecenin tam ayyuka çıkmış anı gibiydi . sessiz ,kimsesiz , yorulmuş sokağın kaldırım taşları gibi hissettiğimde ,

sustum ; oysaki içimdeki direnişin aşkından kör olmuştum , göremediğimden haykıracak , isyan edecek takatim yok . Kendi kendine direnen bir ruh hiçbirşeye yetişemezdi , haksızlıklar içindeki isyanın nefesi olamazdı , herşeyin farkında olup , yapacağım herşeyin aslında hiçbişey olduğunu düşünürüm.
Çünkü , kimsesizim  ; oysaki çok insan var gözlerimle baktığımda , ama başımı bir an çevirmeye gelmiyor yüzüme gülüşler sunduğunu sandığım insancıkların , bir şizofrenin dediği gibi '' dün orada olmayan birini gördüm , bugün de orada değildi'' ... kalp atışlarını hızlandıran heyecanlar sunarlar , gülüşleridir insancıkların , başını yaslarsın göğsüne şefkat zannedersin , bilmezsin ki onlara atılacak okların hedefindesin , boşuna başını yaslatmazlar göğüslerine , onların kalp atışını dinlersin,  bebek gibi hissederken bakmışsın kendi kalbin durmuş, artık isyan edebilecek nefesini de kesmişlerdir , susarsın ... yaşayacağın bir isyanın kalmıştır sana yeni bir hayat içinde , ama onu da gömersin içine , sana kalan tonlarca ses içinde kendini duyamayaşındır.

..............Zaman eskiyken , yollar asfalt değilken arnavut kaldırımlar vardı , zamanla insanları değiştiren .  eskiden her insanın o arnavut kaldırımlarının bir parçasıydı her taş bir kalp , tek başına birşeye yetinemeyen,  sıradan bir taş , bir araya gelirlerdi mahallelerde, yağmur yağar aralarında su savaşı yapıp eğlenip gülüşürlerdi , gönlümün kanıyla birleştiği insanlar asfalt yapalım zift dökelim dedi oyunlarına , gözlerimi dağladılar , üzerimden geçtiler , saymadılar , o kara asfalt ve zifti bir edip döktüler hücelerimin üzerine , oysa ben cebimde biriktirmiştim mutluluğumu , yeni bir nefes yumuşacık ellerle cici yapacak tebessümler hediye etmiştim arta kalan hayatlarına ,  mal varlığım misketlerimi paylaşacaktım , birlikte oyunlar oynayalım diye , asfalt geçtiğinde üzerimden cebimde kaldı tüm bu sevişmeler. Ve artık üzerimde katran karası bir duvar var!!! herşey bitti ben bu karanlıkta da mutlu olurum derken , sokakta çalışma var!! delicilerle gelip tam göğsümün orta yerinden delikler açıp birde görmezlikten gelinirken , benim sessizliğim onların mefaatlerine dönüştü.

zamanı parçalamak niyetiyle düşülen yollara girdim , içimdeki nefreti topraklara gömdüm , beni yaratan toprak mı ilaç olmayacak . hem bi elimde herşeyden habersiz , kokusu eşsiz , nefesi ruhun en temiz haliyle gülümseyen , dünyaya kattığım bir melek. hem bi elimde düştüğüm zaman kaldıran , sözüyle gözlerime aydınlığı sunmaya çalışan , gözleriyle isyanımı dillerime taşımaya çalışan yarim var. Toprağa gömdüğüm acıların meyvesidir bana hayatın sunduğu bu iki eşsizler.

paranın canı cehenneme diye gönderirsin senin ruhun cennetlik olsun diye , maddiyatı geçeceksin , dostun arkadaşın ailen sen mutlu ol diye , cehennemden geleni değdirince dillerine , mutlu olduğunu mu zannedersin , acıma ortak olurken , gözyaşlarımı bankadan aldığın kağıt parçalarıyla silince mi geçer zannedersin ey tanrının şefkatini hissetmeyip vicdanını şeytanla seviştiren.

kimseye güvenim kalmadı dersin ya bazen, sen kimse değil misin ey adem oğlu?  kendine güvenebilecek misin? en zor olanı , dudakların düğümlenmişken haykırabilecek misin? gözlerin mühürlendiğin de yüreğinle görebilecek misin ? dişlerin sinirinden kitlendiğin de , demir lokmayı ısırabilecek misin?
Korkuyorsun değil mi adem oğlu? asfalt dökülen kalbine zamanla o asfalt aşınacak derken bir kat daha asfaltı kaldıramamaktan korkuyosun değil mi adem oğlu? o asfaltın altında senin kalbinle yanındaki taşlarında ezileceğinden korkuyorsun değil mi adem oğlu? hakkın olan adaleti , aşkı , sevgiyi , maddeyi , nasıl çekip alacaksın o zift ve asfaltın içinden diye düşünüyorsun değil mi adem oğlu ? sen düşünürken kaç kat daha asfalt binecek üzerine kim bilir be adem oğlu? sen biliyorsun çünkü sen kimsesin!!!

asfaltın erimesini bekleme erimez!!! sen bir su yolu bul kendine akıp git bulacağın yöne ama kalma sakın aynı yerde. sen yanına ,sevdiklerini , seni sevdiğine inandığın dostlarını al yanına . uzakta kalsın asfalt yollu ihtişamlı sokaklar , yolu olmayan bir yere gidin , yol olun sevdiklerinle... bir gün kıymetin bilinir elbet tanrının sevgi ve huzurunu sunduğun topraklarda yürümek isteyen insanlar tarafından ...

Sen İnsan ol ey adem oğlu , insancıklar bir gün görecekler , arnavut kaldırımlarının aralarında yeşeren çiçekleri , imrenecekler rüzgar estiğinde çiçek kokularının üzerine düştüğünde, mis kokulu hayatına imrendireceksin , yeterki asfalttan uzak ol , toprağın içindeki mavilik huzuruna eriş , yaratıldığın toprakta insan ol !!!





22 Haziran 2015 Pazartesi

BENİM EN SEVDİĞİM OYUNCAĞIM

Topraktan gelip toprağa giden bir bedenin içine sıkışmış ruhani bir dirilişiz...
hayat içi ölüm efekti sunar bazen katlanmış sinir uçlarına zorlandığın hayatın nakışı...
Köklerin sağlamsa dallanıp uzarsın hayatın ince belli tebessümüne...
Seni dinginleştiren , farketmeden uzattığı ele dokunduğunda ipeksi tutku kaplıyor ya ruhunu, boşveriyordun ya kendini , koyveriyosun ya en dipteki acılarını unutkanlıklar çekmecesine , sımsıkı sarılıyorsun ya minik nefesine tek bir solukta , yetmez mi???

Küçük ben zamanlarındaydı en sevdiğim mavi yapan gözlerimi denizler, maviliklerle haşır neşir olmaktı huzurum .Açılma , kıyıda oyna seslerini duymak istemezdim...
Satın alamadığım mavikler oldu hayalini kurduğum , oyuncak hayaliydi maviliklerim...
Oğlumun adı "Deniz" , benim en çok sevdiğim oyuncağım oldun..

Genç bir ben zamanlarındaydı , mahallemin çocukluğundaki ağıt saatlerine atmak isterdim kendimi hep . Çok geç bu saatler , oyun saati değil seslerinden çekinip , odamdaki penceremi açıp sessizce oyun oynardım , en sevdiğim oyunuma eşlik eden sessizliği çağırırdım, yanında huzur melteminin büyüsüyle gelirdi hep. Birgün seninle büyük oyunlar oynayalım diye vedalaşırdık , uykuluğuma düşme vakti geldiğinde...
Oğlumun adı "Gece" , söz verdiğim en güzel oyun vakti....

20 Haziran 2015 Cumartesi

Nasıl başlamıştım ben bugüne

Gözlerimi hastahanede açtım....sancılarını heyecanıyla sarmalayan , tırnaklarıyla etini kemiren , doğa ananın bahşettiği bilgelikle kapıdan içeri girişi izledim...
O zamana kadar anladığım tek şey doğa ananın kanunu idi, ilk kalp atışı halen kulaklarımda
Sanki ilk kez duyup heyecanlandığım ve tüm notalarını ezberlemeye çalıştığım bir melodi gibiydiler, çok hızlı bir metronomda çalınan "neşeli hüzünler senfonisi" ...


Salya sümük ağlamak erkeğe yakışmaz ... mı? Engel olabilecek varsa kendine, haber etsin alnının çatından öpeyim... ilk dozu 9ay boyunca emek verip ağrılar çekip uyuyamayıp , acılar içinde beni tekrar doğuacak kadını ,
(Doktor)-hadi başlıyoruz...dediğinde ve o kapı yüzüme doğru rüzgarını vurunca gözüm sulandı yaa diyebilmeyi isterdim ama yok yemezdi , hastane inlemiş böğürmemden.... Lan niye ağlıyosun daha çocuk doğmadı diyenlere, ( gözünüzde canlandırın ) - bilmiyorum laan bbilmiyorum.... bol salya sümüklü ama aynı zamanda bariton bir haykırışla ilk dozun etkisinin geçmesini beklemişim.... ikinci doz sanırım biri - doğduuuu doğduuu .... dediğinde
almışım.... bizlere bu doğum sahnesini hep filmlerde yanlış aksetmişler aga, valla bak... doğumhane kapısı kapandı , adet ya hep öyle gördük filmlerde, bi sigara içim dedim... bi tane ama panik atağım bu durumlarda filmlerdeki gibi bi paket olmaz diye düşünüp hastane bahçesine inmem 1 dakika . Sigarayı yaktım, panik atağım ya ikinci nefesi çekmeden sigarayı attım , gerisin geriye doğumhane kapısına... ettimi totalde 2buçuk dakka.... bi ses -doğduuu doğduu.... nasıl siktir çektiysem artık hemşireler sağlam güldü... arkadaşım 2buçuk dakkada foğan bebek olurmu yahu... gittimi ilk feryat... heh işte ozan zırlamasında kim zırlasın, o ara kapı açıldı yeliz çıktı.... tamam karıma bağlıyım hüzünlü anlarda oldu ama böğürerek zırladığım olmamıştı ... ve odaya geçtik 2. Dozda etkisini kaybetti ...
Vee 3. Son doz... Gece'yi odaya getirdiler.... bakıyorum zırlıyorum, yelize bakıyorum zırlıyorum, geceye bakıyorum zırlıyorum , kimsede demiyoki , ozan iyice mala bağladı biri yüzüne su fışkıtsın falan yok... ozan durmuyordu zırlıyordu .... 3. Tur da bittiğinde accık kendime geldim, doğum belgesini verdiler elime gittim kimliğini almaya, baba adı Ozan yazıyo , anaaaaa benim triplere gel .... çocuğu kucağıma almışım, okadar zırlamışım , bi okadar sigara tüketmişim , 10 saniyede bi nefes kontrollerine başlamışım ama yürümede bideğişiklik yokken, kimliği pvc kaplatınca nooluyosa nüfus müdürlüğünden çıkışta , benim totoş atmosferde dans ediyo....

Baba olduğunu anneler gibi anlayamazsın şeklinde çeşitli söylentiler var , gece 14 aylık oldu daha bişey anlamadım :) şaka şaka anladık herhalde ama öyle değil , nasıl olduğunu daha sonra yazcam,,, valla...