Bir
ağacın gölgesinde uzanıp düşlerimin doğuşunu izlemeye gitmiştim o güzel yere ,
tam doğarken uyuya kaldım , batışına yetişti benliğim . Rüyamda bu dünyada
gördüm kendimi.
Rahimle
Kabir arası bir yerdeydim , ağlayışlarımla ciğerlerime soluduğum ilk dünyevi
madde , uzaklardan şuraya getirecekti
ruhumu. Bu bir oyun değildi çünkü ‘’O’’ oyun oynamazdı!
Tanımıyordum
kimseleri ne annemi ne babamı ama elim uzanıyordu , boşluğu mu tuttuğumu
zannedersin ey adem oğlu? Daha bir kelime bile etmezken , daha Türkçe
,İngilizce , Arapça … … bir harf bile duymamışken , derdimi anlatabildiğim bana
karanlığın içinde el vereni , kim sandın sen Adem oğlu?
Büyüdüm
; ben gelirken dünyaya emanet verdikleriyle büyüdüm , ve paylaşmalıydım aynı
ağacın gölgesinde oynayıp bu dünyaya düştüklerimle .Sevgiyi kutsal kılandır ,
bana emanet veren.
Bu
dünyada işime yarasın diye beş tane insanî
şerbet dökmüş ruhuma , işit , gör, dokun , kokla , tadını hisset. Peki
ben büyürken ailemi , yârimi , çocuğumun sevgisini hangi şerbet musluğundan
içecektim?
Sen
Adem oğlu anneni-babanı-yarini-çocuğunu hangi şerbet musluğundan içip kana kana
gözlerini doldurdun? Kendinle sohbetlere dalarken kendinle mi konuştuğunu
zannettin hep Adem Oğlu? Korkup gözlerin karardığında bu dünyadan göçer gibi
hissettiğinde yüzünü kime çevirdin sen hep Adem oğlu?
Şerbeti
zehir edip kana kana içerken sana gönderilen mukaddeslerin anlamını kanun mu
sandın sen Adem oğlu? ‘’O’’ senin için şerbetin tarifini tekrar sundu , sen o
ağacın gölgesinden uzaklaşıp dünyaya düştüğünde sana verilen emaneti
kaybettiğin için tarif yolladı sana!
Üşengeçliğindendir
ey Adem oğlu ‘’O’’da bilir , lakin unutursan sana verilen Sevgi emanetini
ozaman illaki bi aç gözlerinden ruhun görsün , imanın şevkat olsun be Adem oğlu
, vicdan olsun avuçlarında.Sesini duymaz sanırsan kendinle konuş , Bugün
‘’O’’nun için ne yaptın diye düşünme , bugün sevgisine ihanet edip ,emanetine
hıyanet ettim mi diye düşün . ‘’O’’ o kadar büyük ki ne benim ne senin
yapacağın şeylere ihtiyacı olmayandır. Sen sana verileni paylaş.
İnanmıyorsan
hisselerine dön , deki yârine ben seni
çok seviyorum , ailene git iyiki varsınız bana sevginizi hissettirdiğiniz için de. Çok
rahatlıkla söyleyebilirsin değil mi ? Ama ben inanmıyorum! Hangi şerbet
musluğundan içip de hissettin bunları . işittiğin için mi – gördüğün için
mi – dokunabildiğin için mi - kokusunu
aldığın için mi - elini öptüğünde tuz
tadını aldığın için mi , hissettin tüm
bu aşkı?
Hep
derler ya kalben hissettiğin diye , öyle bir ruh var ki benliğinde insanî tüm
haykırışlarını dile vursan göremez-duyamaz-işitemez- koklayamaz-dokunamazsın!
‘’O’’ sana öz vermiş ve içinde farkında olmadığın sevgiyi ekmiş. sen ‘O’’nun
dünyaya ektiği ekinsin , çiçeklenip tozlarını diğer çiçeklere taşıyasın diye
ekti seni.
Büyüdüm
ve çok dillendim kendi benliğime , değişken bir mabedim vardı , içinde dünyevi cehaletin azalıp , dara düştüğünde
küfre dost olan. Aşk’a dirayeti yitirip , mabedimden kovduğumda kendimi
boşluğun tavan arasındaki hiçlikle terbiye edildim.!!! Boşluğa doğru
bakışlarımın ucunda sadece boşluk vardı , görmekten çekindiğim. Sonra cebimde
bir ağırlık hissettim , çıkarttığımda bir tohum avuçlarımda. Boşluğuma ektim , ilk
doğduğum andaki sakladığım gözyaşlarımı can suyu eyledim. Sabrettim! Bu dünyaya
düşmeden önceki ağacı yeşerttim bu dünyada , keyiflendim.
Mabedime
döndüm, ceplerimde ağacın meyveleriyle
döndüm . etrafıma serdim , gelin dedim . Var olduğu kadar cennet meyvelerimden
yiyin , sevgimi şerbet eyleyin.
Şükrediyorum
verdiği şerbetlere , dua ediyorum olmayanlara uzatsın meyvelerini diye . Eksik
hissettiğim ekinlerimi eksin diye dua ediyorum , bilen sadece ‘’O’’dur diye .
Hissetmeye
çalışın cebinizdeki tohumu ve boşluğunuza ekin , sevgiyle ninniler söyleyin. Sabredin
, ağaç yeşerdiğinde kendi kendinize dualar edip , meyvelerini özenle toplayıp ,
şükredin . Olmayanlara da verin!